bu sefer ortasındayım zorluğun. dualara ihtiyacım var.

“Allah kahretsin,” demiştim ilk 2 çizgiyi gördüğümde.

Ne utanmıştım sonra.  Yazacağım deyip bir türlü yazmaya elimin gitmemesinde var mıydı bir hacet.

Ada o kadar büyük krizler geçirdi, bulantılarım beni o kadar yatağa bağladı ki, kaldım böyle arada derede.

Genelde olayları özümsedikten ve çözümledikten sonra yazıyorum.  Bir başkasına faydası olur diye.

Şimdi ise tam ortasındayım zorluğun.  Kemiklerimi acıtan yerdeyim.

13.5 haftalık down sendromlu bir erkek bebeğe gebeyim.  Benim yerimde olan annelerin %97 sinin yaptığını yapacağım yarın, çok zor da olsa ona veda edeceğim.  Keşke anlatacak cesurluk öykülerim olsaydı, keşke alternatif kalabilseydim, eğitici olabilseydim, az seçilen yolu seçebilseydim.  Bu sefer olmadı.  Cesaret edemedim.  Hayatım boyunca da bunu taşıyacağım.

Cennetteki bebeklerimin sayısı ikiye çıkacak, dünyada ise bir tane pırlantam var.  Ne saçma değil mi?

Buraya yolunuz düşerse yarın, bebeğim için bir güzel düşünce gönderirseniz sevinirim.

Birgün, belki anlayacağım.  Ama şimdi, bir tek acıyorum.  Hem de çok.

Elveda bebeğim. Seni seviyoruz.

ve işte yine yeniden.

tek sayıları seviyorum.

üç’ü özellikle.

hayatım hep üç etrafında dönüyor.  düşündüğüm herşeyi üç kişi için düşünüyorum.

biz üç kişilik bir aileyiz.

20 sene sonra da gözümdeki senaryo bu şekilde canlanıyor.  bu çok tanıdık ve kolay.

hopp, bızzzt, ay tutulması, karmaşa, tepetaklak…

—-

iki çizgi mi?????

—–

film burada koptu.

ve burada başlıyor hikayenin devamı.  48 saat içinde başıma gelen tesadüf(!)lerin beni nerelerden nerelere getirdiğini, an be an paylaşacağım.

dördü sevmeyi öğrenirken, dördün hissettirdiklerini yazacağım.

işte o gün, tam da böyleydik.

gözün gördüğü mü? kalbin hissettiği mi?:

sizin geçişleriniz nasıl?

Uzun zamandır özlemle ve merakla hayata geçmesini beklediğim bir çalışmadan bahsedeceğim size.

Bol bol yazıp durdum, Continuum Concept, Attachment Parenting vs hakkında.  Gönlüme ve anneliğime en yakın bulduğum kavramlardı bunlar.  Ama çok önemli bir kısmının üzerinde durmamıştım.  Bu kavramlar bağlamında yaşanan ebeveynlik aracılığıyla kendimizde yaptığımız yolculuklar, üzüntüler, gözyaşları, feryatlar, kahkahalar… Bunlar bizi bizi yapan geçmişimiz ve taşınarak ebeveynliğimize geçişte “selam, ben burdayım,” diyorlar bize.  Sakladığımız, gömdüğümüz, unuttuğumuz herşey geri dönüyor.  “Yarayım ben!” diyor, “benimle de ilgilen!”  Çocuğa ağladığı için sinirlenme olarak yansıyor bu.  Veya çocuğun önünde eşinle tartışma olarak.   Çocuk bunları alıyor bilinç altına, tıpkı bizlerin zamanla taşıdığı şeyler gibi biriktirme kutusuna atıyor…

Size çocuğunuzla ilişkiniz aracılığıyla tüm bu sıkıntıları günyüzüne çıkarabileceğinizi, kendinizi iyileştirirken çocuğunuzla sağlıklı bir ilişki kurabileceğinizi, çocukluktan genç kızlığa, oradan kadınlığa, iş hayatına, evliliğe ve en önemlisi ebeveynliğe geçişlerinizi yumuşatabileceğinizi, kucaklayabileceğinizi söylesem?  O 2 saat hiç durmadan ağlayan çocuğu yalnızca kucağınızda tutup içinizde feryat yerine dudağınızda gülümseme, kalbinizde huzur ile karşılayabileceğinizi söylesem?

Bunu Türkiye’nin doğası en güzel yerinde, 5 günlük bir paylaşım ve terapiler zinciri bünyesinde bulabileceğinizi söylesem?  İlgilenir misiniz?

Detaylar burada.

“Ebeveyn çocuğunu zeki diye algılarsa, çocuğun kendini tecrübesi de zeki olur. Ebeveyn çocuğu ile olmaktan keyif alırsa, o da kendi ile olmaktan keyif alır. Eğer ebeveyn ona ilgi gösterir, onla neşe duyar ve onu severse; çocukta kendini ilginç, neşe veren, ve sevilen biri olarak algılar. Onların kendilerini tanıma tecrübesi, bizim onlarla olan ilişkilerimizde saklı.”

Çizim: joojoo

bir dizi inci diş gibi bir insan: Doç. Dr. Işık Demiröz

Evet söz verdim, yazacaktım.

Arayı açmak istemedim.

Okuyanlar bilirler, diş maceralarımı.  Gezdiğim diş hekimi sayısının 10un üzerine çıktığını da.

Son diş maceramızdan sonra, dişlerimizde lekelenmeler tekrarladı.  Bahsedilen ozon tedavisini de yaptırmaya ayaklarımız gitmedi bir türlü.  Amaç edindik, dişlerini 3.5/4 yaşına kadar olduğu durumda tutabilirsek, sonra müdahale daha insani olacaktı.

Bu arada ozon tedavisini danışmak için gittiğimiz Timuçin bey yurtdışına taşındı.

Biz de yeni arayışlara başladık.  Gene çok methedilen Etiler’de bir kliniğe gittik kontrole.  Nasıl arkamıza bakmadan kaçtığımızı anlatamam, bu kadar işini bilmeyen, anlamayan, eli ayağına dolanan bir hekim daha görmedim, özelden yazanlara kliniğin adını verebilirim.  O kadar uzak durulması gereken bir yer.  Ada’nın azı dişlerinin çürük seviyesini bağırta çağırta ölçmeye çalışırken bir yandan çok derin olduklarını belirttiler.  Ben o noktada “yeter bu iş!” deyip çocuğu alıp çıktığımı hatırlıyorum.  Bu bir süre diş maceramızın sonu oldu.

Kabullendiğimiz, sentezden çıkardığımız şu oldu:  Arka azı dişlerinde çürük başlangıcı vardı.  Ön dişlerindekiler daha ziyade leke idi, ama tekrarlıyordu.

İyi bir bakım sonucu oldukları yerde kalırlarsa, sonra başa çıkabilirdik.

Bir gün çocuk doktorumuz Hülya Hanım (Sonugür), sevgili Işık Demiröz’ü tavsiye etti.  Kendisini ara ara hep aradım, hep kongre dönemlerine denk geldim.

Geçtiğimiz hafta muayenehanesinden içeri girme şansımız oldu.  Dünyamız bir kez daha değişti.  Bir kere melek gibi bir insan karşıladı bizi.  Gözlerinin içi gülüyordu.  Çocuklara çok hassiyetle yaklaşan birisi olduğu çok belliydi.  Belli ki bu işte çok tecrübeliydi.

Deneyimlerimizi ve hikayemizi dikkatle dinledi.

Kendi diş macunumuzu kendimiz yaptığımızı öğrendiğinde ilgilendi, sordu, nereden aldığımızı öğrenmek istedi. “Ben de sizden birşey öğrendim, ne güzel” dedi.  Bu kadar kıdemli bir insanda, bir hekimde, bu kadar egosuzluk alışık olduğumuz birşey değil.

Çocuklarınızın her türlü diş problemleri, bakımları için şiddetle tavsiye olunur !

Ha, bu arada, Ada’nın azıları dahil ağzındaki hiçbir dişinde çürük olmadığını söyledi. Buyrun bakalım.

Çok sorulduğu için ev yapımı diş macunumuzun formülü aşağıdaki gibidir.  Ben malzemeleri Amerika’dan buluyorum.  1 sene bu macunla düzenli fırçalayarak, dişlerdeki renkleri bayağı bir açtık.

  • Bir ölçek “Bentonite Clay” (bir çeşit doğal kil, faydaları saymakla bitecek gibi bir meret değil)
  • Bir ölçek su
  • Bir ölçek toz halinde xylitol (opsiyonel)
  • Bir kaç damla okaliptüs esansiyel yağı (biz bunu koymadık)

Karışacak, macun kıvamına gelecek.  Küçük cam bir kavanozda uzun süre saklayabilirsiniz.  Tadı çok güzel olduğu için çocuklar çok seviyor (Xylitolsüz yaparsanız, biraz daha toprakımsı tadı oluyor.)  Xylitol da ayrıca dişlerin sertleşmesi için ve çürüklere karşı kullanılan doğal bir tatlandırıcı.  Bazı karşıt düşünceler olsa da biz kullandık, sakıncasını görmedik.    Bu macunun aynı zamanda yenebilir özelliği de olduğu için “aman yuttu!” derdi de olmuyor.  Kendiniz de kullanın, macunların içindeki kimyasalların ne fena şeyler olduğunu bilseniz, ağzınıza koyamazsınız!

Kolay gelsin!

Not: Işık hanım’a ulaşmak için adres ve telefon bilgileri şöyledir:

Teşvikiye Cad. Pamuk Apt. kat 2 d.4 (Cities karşısı)

Nişantaşı

Tel. 0212 224 9396

çocuğunuz anaokuluna illaki gitmeli mi?

Durup durup böyle ağır bir konudan girmeyecektim esasında.

Yazacak çok şeyim vardı.  Geçirdiğim annelik evreleriyle ilgili. Yüzleştiğim hayatımla, küçüklüğümle, içimle ilgili.

Nasıl hep de sıkıntıları bir nebze atlattıktan, üzerinde düşünmeye ve anlamaya vakit bulduktan sonra yazdığımı, sıkıntının içinde boğuşurken yardım istemenin benim için ne zor olduğunu yazmak isterdim.  Aylar geçti, parmaklarım klavyeye yanaşmadı.  Paslandım.  Gene biraz aklım devreye girmeye başlayınca yazmaya yanaşıyorum.  Evet, bu konunun üzerinde de çalışacağım.

Geçen zamanda neler oldu?

  1. Ada 2 sene 9 aylık bir süreden sonra biraz kendi hazır olduğu sinyallerini verdiği, biraz da aramızda oluşan sağlıksız bağı kırmak istediğim için memeyi bıraktı.  Bu hangimiz için daha dümur bir durum oldu, tartışılır.
  2. Evimizi yeni bir yere, Ada için daha sağlıklı olduğunu düşündüğümüz bahçeli bir muhite taşıdık.  Başta çok tepki gösterdi.  Şimdi, aşık.
  3. Diş kontrollerimiz için yeni bir doktor keşfettik, dünyamız yeniden aydınlandı.  Ağzımızdaki azılar dahil hiçbir lekenin çürük olmadığını öğrendik.  Evet bilahare yazacağım bu bayıldığım diş hekimi hakkında.
  4. Memenin hayatımızdan çıkması ile, yemek düzenimiz değişti.  Çeşit meraklısı olduk.  Sanırım 6 ayda 2.5 kilo kadar aldık.
  5. Zaman zaman çok tepki gösterdiğimiz ama inanılmaz sabrıyla hep yanımızda bekleyen ablamızla en yakın arkadaş olduk.  “Anne sen git, oyunumuzu bozma,” diyecek kadar.
  6. Yeni mahallemizde yaptığımız anaokulu araştırmalarından sonra Ada’ya uygun olduğunu düşündüğümüz biryer bulamadığımıza inanarak bir sene daha okul konusunu erteledik.  Hatta birkaç gün önce okuduğum bir yazı sonrası hepten ertelemiş olabilirim.  İşte bugün de tam bunu yazacağım.

Ada’nın hassasiyetine ve hala çok bebek olan ruhuna hitap edecek hiçbir yer bulamadım.  Görüştüğüm yerler ya anneyi istemiyorlar, ya %100 ingilizce konuşuyorlar (Ada bir kelime bile bilmiyor ve anlamadığı biriyle ilişki kuramıyor) ya da belirli saatlerde belirli aktiviteleri zorluyorlar.

O aktiviteleri belirli yöntemlerle yapmayı öğretiyorlar (“boya fırçayla yapılır, parmakla değil,” gibi).

Dışına çıkan çocuk oyundan alınıyor. (Evet buna bizzat şahit oldum)

Babamızın bu konuya takıklığı olmasa biz mutlu mesut evde takılıyorduk.  Ara ara, prensipte karşı olduğum, ama çalışanları kişisel olarak tanıdıktan sonra tüm önyargılarımın kırıldığı bir yere – Gymboree *’ye – beraber gider olduk.  Orada oyunlar oynadık, yeni çocuklarla tanıştık ama ondan da bir süre sonra sıkıldık.

Şimdi evde anneyle, sık sık ananeyle ve ablamızla çok vakit geçiriyor.  İnanılmaz bir hayal gücü var.  En ala oyuncaklar vız gelir, “badikatalar ve dinler” (avucunda yaşayan minik hayali oyuncakları) ile 2-3 saat rahat kendi başına oyun kuruyor, yönetiyor, oynuyor.  Beni özleyince yanıma geliyor, yeterince vakit geçirdiğimizde ablaya gidiyor.  Sokaklara çıkıyoruz, ziyaretlere gidiyoruz.  Akşam babayla tepe taklak bitap düşene kadar koşuyoruz.

Oyun grubumuz yok.  Anaokuluna gitmiyoruz.  Yaşıtlarından ziyade onu anlayan, güvendiği yetişkinlerle ve daha büyük çocuklarla oynuyor Ada.  Kendi kedine oynuyor.

Arada şu laflar geliyor: ” Bu çocuğa arkadaş lazım…” “Artık kendi yaşıtlarıyla sosyalleşmesi lazım…” “Okula gitse açılır”.

Bu seslere kulak veriyor insan.  “Acaba mı?” diyor.  Tıpkı, “Bu çocuk kendi kendine uyumalı,”  “Artık memeyi bırakmalı…” “Çok kucakta şımartılmamalı…” ya verdiği gibi.  Ama birgün o yazı düşüyor mail kutusuna.  Tam da ara bu düşünceler gezinirken, yeniden blog yazısı yazdıracak o yazı.

Eksiksiz yayınlıyorum (çeviri için yardımcı olabilirim).  Ağzına sağlık Naomi.  Çocuklarımıza bizden uzak varolmayı öğretmeden önce, bize doyduklarından emin olalım.  Onların kendi gelişim süreçlerine saygı duyalım.

Sevgiyle

“Naomi’s Reflections: Children don’t need groups

My last reflections about children’s need to be raised by their own mothers brought a lot of love, enthusiasm and support. A couple of you wondered if children didn’t need some time away from mom.

They don’t need to be “away from mom.” They do need other human connections. They will be ready to be with others and away from mom, when they ask for it; when they are satiated with mom and dad. And, no, sending them to play in a group is not the way to best meet their need for diverse relationships.

This society takes the “need to be away from mom” more seriously than the “need to stay close to mom.” So first thing first. Lets make sure babies and children are so content and fulfilled with mom’s and dad’s presence, that they want and feel happy to be with other adults of their own free will and when they are ready.

Having more than two adults in a baby and child’s life is wonderful. When the child wants to be with one of them, she can, while mom stays close by. It is not an exercise in being “away from mom.” That’s not a goal. The idea is to allow more relationships in the child’s life to develop naturally in the process of life itself. The child becomes happy with other loving adults when their presence does not coincide with losing mom.

Have grandma, a friend, a room mate and others be part of your baby and child’s life. But, don’t leave. Being with others can easily become part of the child’s life when not associated with any loss of mom. The child does not need to be away from mom. In fact this sentence is negative and makes no sense to me. Do we need to be hungry in order to enjoy diverse foods? Why deprivation? Why “away?” What kind of “need” is this? Depending on a child’s nature, she may benefit from diverse relationships while mom is close by.

A child who knows a few adults without stress, will, at her own time, lead the way to being with an adult she loves without the presence of her mother. The child will let you know when she is ready. She doesn’t need it, it is just that she doesn’t need mom’s close presence any more. It is natural development that comes with security and time. Therefore, there is never a need to orchestrate a “learning experience.” The child knows when she feels at ease with other people and without mom. If we push, she shrinks away or develops a long term emotional issue.

Notice that I only speak about in a personal relationship with other adults. Some parents think that the way to have a child with others, is to put her in a play group. Children are best off relating to adults and children older than they are, one-on-one. In such a natural setting they learn the best social skills from socially skillful people who love them.

No child, of her own nature, wants to be away from mom before she is ready, and no child yearns to be with a group of peers directed by an adult. Peer group is therefore not the answer to providing a larger community for young children. Who likes patronizing circle games? Chanting in a group (how humiliating)? Following orders? Being unable to get along? Aggression? Helplessness? Feeling unimportant little cog?

You may think that they need to learn to be just a cog in a larger community. I invite you to let go of controlling a child’s development. What the child will need, she will learn at her own way and time. Let go of orchestrating children’s learning and development. Provide and nurture, but follow the child’s cues.

My sons grew up without any group activities until they played in a youth orchestra or acted in theater in their early teen years. It was the other kids; those who were forced to be in groups earlier in their lives, who misbehaved and had trouble collaborating and being a part of a group. My sons had the need for intimate family relationship so satisfied, that collaboration was the next natural and effortless step. I have seen this trend not only with my sons, and not only about social competency. Trying to orchestrate future development is stressful and counter productive.

Human connection with socially competent and loving adults (parents first) is the ground on which a child social confidence and skill grows. Every stage in a child’s life is there for a purpose. If we can respect and respond to her needs fully during each stage of her life, she can be done with that stage and move on.

With love, Naomi

©Copyright Naomi Aldort

Naomi Aldort Ph.D.

Author, Raising Our Children, Raising Ourselves”**

* Gymboree Kemerburgaz

** Naomi Aldort’un “Raising Our Children Raising Ourselves” kitabı Doğan kitap tarafından Türkçeleştirildi.  Şiddetle tavsiye ederim.

bugün

Gene Nehir‘i düşündüğüm,

kızıma başka başka baktığım,

onunla uzun uzun konuşup emzirmeyi sonunda galiba gerçekten bıraktığım,

içimin ağladığı,

uzuuun bir yolculuktan sonra geldiğimiz bu noktadan hem korktuğum hem heyecanla beklediğim bir gündür.

Bana derin derin baktı.

“Sen emzirme bitince annenden kopacağını mı sanıyorsun?” diye sordum.  “hı-hı” diye iç çekerek cevap verdi.  Buralara nasıl geldim bilmiyorum.  Anneliğim bir tek bu nasıl oldu onun gözünde?  Yalnızca sarıldım ona saatlerce.  Sustum ve sarıldım.  İçime garip bir güç, garip bir sessizlik düştü.

Başka şekillerde de anne olabildiğimi gösterme günüdür.  Kızımın kokusunu içime derinden çekip varlığına, sağlığına milyonlarca kez şükretme günüdür.

Hiç tanımadığım, bilmediğim bir anneye uzaktan enerji yollamaya çalışma günüdür.

Takıldığım küçük şeylere gitme izni verme, yenilenme, dinlenme, öze dönme günüdür.

Sadece anne, sade-ce anne olma günüdür.

Sevgiyle.

iyi ki varsın.

sen.

tanıdığım en şahane insan.

seninle paylaştığım 15 sene katlanıp, çarpılıp büyüsün istiyorum.

ben, bugün, senin sayende olduğum yerdeyim.

sayende anneyim.

bunun için dünyaları versem sana yetmez.

geceler boyu benim annelik seçimime saygı duyarak ayakta geçirdiğin saatlere.

tüm yorgunluğuna rağmen onu gördüğünde göz kenarlarında oluşan gülme çizgisine.

hiç üşenmeden, her gün onu parka, yeşilliklere götürmene.

bana sessiz ve derinden her gün, yine yeniden, sevdiğim işi yapmam için verdiğin desteğe.

binlerce kez minnet.

yaptığım yemekleri beğendiğin için.

ben ameliyat olacağım zaman benimle saat 3’e kadar aç, susuz geçirdiğin için.

hamileyken her gece ayaklarımı sıvazladığın,

en zor günümde elimi tuttuğun,

ağlarken saçımı okşadığın,

gülerken boynuma sarıldığın,

benimle doğumda elele kenetlendiğin,

sancılar boyu dansettiğin,

bedenimin tüm ağırlığını taşıdığın,

beni benden iyi tanıdığın,

bana katlandığın için.

teşekkür çok zayıf kalıyor.

nice nice mutlu yıllara.

beraber.

hep beraber.

senin oluşturduğun bu aileyle.

seni çok seviyoruz.  sonsuz.

iiki dudun!