hayat.

Biz öyle planlarken, aranırken, koşuştururken gelir bulur bizi hayat.

Bazen bizi gömüldüğümüz sıkıntıdan eliyle çeker çıkarır bir melek.  Omzumuza dokunur.  “Sen bu evde oturma bak sana ne buldum, şu evde otur,” der.  Bak bu okul içine sinmedi, ben sana yeni bir okul açtım, gel gel buraya bak,” der.  “Sen benim varlığımdan bi-habersin ama ben yola çıktım, kucağına geliyorum bak anne,” der.

Hazırlandığımız, hayal ettiğimizden değişik olur herşey.  Bir bakarız ki muhteşem olmuştur aslında.

Böyle başka işler peşinde koştuğum bir dönemdi, bir farklılık hissettiğimde bedenimde.  Kendimi yırttığım, Ada aracılığıyla kendi zorluklarımın tavan yaptığı, okulların açıldığı ve benim onu inanmadığım bir okula alıştırma dönemimdi.  Kendime birşeyler ispat etmeye çalışıyordum ama ne? Daha iyisini yapamadığım için kendime kızdığım, o alıştıkca benim tedirginlikle onu sürekli geri çektiğim, bu duygu içinde boğulduğum bir dönem.

Bir akşam Memo ile başbaşa bir yemeğe çıkalım dedik.  Evde yardımcımız da olmadığı için, eskiden Ada ile oynayan ablasını arayıp gelmesini rica ettik.  İçim kıpır kıpırdı.  Uzun süredir başımızı dinlememiş gibiydik.  Hazırlandık, Ada ile vedalaştık ve çıktık.

Daha önce hiç gitmediğimiz bir restoranda, sanki 10 sene öncesinde, New York’da dışarı çıktığımız umursuz geceler gibiydi.  Telefonuma bile az sarılmış, her 10 dakikada bir Ada’yı aramamıştım. Keyifle yemek yedik,  içtik.  Yeni 35 olmuştum.  Sohbet koyulaştı, gelecek, gündem, Ada arasında dolandı durdu.   Malum konudan konuşan yoktu.  Esasında aklıma bile gelmemişti.

Keyifli bu yemeğin sonunda eve döndüğümde, yatağımın kenarına bırakmış olduğum gebelik testini gördüm.  Evet, birkaç gün gecikmiştim ve evden çıkmadan yapmıştım.  Kontrol etmeyi hatırlamadan, yatağımın başucuna koyup dışarı çıkmıştım.  Kim bilir ne karışmıştı araya.

Eve geldiğimde gördüm iki çizgiyi.  ‘O kadar da içki içmedim,’ diye düşündüğümü hatırlıyorum.  Çizgiler gerçekti.  Hiç istediğimi bilmediğim bir bebek için son derece heyecanlı uykuya daldım.

Yeni bir macera bekliyordu bizi.

Son derece rahat bir hamilelik geçiriyordum.  Tek sıkıntım Ada ile uğraşmak, onu okula alıştırmak, bu dönemde kendimi iyice yıpratmak, hatta hamileliğimin son döneminde onu okula bıraktıktan sonra okul civarında tabanlarım şişene kadar dolanmak, yorulmak ve söylenmekle gecti.  Bir an önce bebeğin doğmasını ister oldum.  Bu bebek beni değiştirecek, rahatlatacak, anneliğimi esnetecek ve sonunda Ada’ya da çok daha esnek yaklaşabilecektim.  Buna yürekten inandım.

Hamileliğimin 36ıncı haftasında başladı ara ara sancılarım.  Uzun uzun sürüyor, sonra kesiliyordu.  Bu kargaşada kendimi olabilecek en iyi doğuma hazırlamaya calışıyordum.  Sevgili Sima ile tanıştım.  Doğumumda yanımda olacaktı.  Doktoruma dileklerimi bildirdim.  Kimini anlamıyor, ama cok anlayışla olumlu karşılıyordu.  Bir muayenede bana “Kafa basıyor, 2cm açıklık var, bebek kanala girmiş,’ dedi.  Haftasonu planlarımızı gözden geçirmemizi önerdi.  Sonunda bebegim gelecekti!

Bunun üzerine sanırım 3 hafta filan geceleri sancı çektim.  Sabaha duruyor, gündüz rahat geçiyordu.

Bütün bu bekleme ve planlama arasında hayat geldi gene beni buldu.  “Sen kendini ne kadar akışa bırakabilirsin anne?,”  dedi.  “Ne kadar kabullenici, ne kadar savaşçısın?” dedi.

Üç gün savaşabildim.  Doğal doğurma isteğim, planlarım, doğum havuzu, doula ayarlamalarım, görselleştirme ve hypnobirthing egzersizlerim adına toplam 3 gün savaşabildim.

16 Mayıs günü doktorum bebeğin bacaklarında hoşuna gitmeyen bir ödem gördü.  “Hemen çıkaralım bebeği Aslı hanım,” idi ilk lafı.  “Ne diyorsunuz Zeki Bey siz?,” dedim.  Algılayamadım.  “Ne olduğunu bilmiyorum, daha önce görmediğim birşey,” dedi, bu konularda Allah olduğunu düşündüğüm kişi.  “Dolaşımla ilgili olmasından korkuyorum, ” dedi.  Yineledi : “Hemen çıkaralım bebeği,”.

SEZARYEN diyordu.

Buz kesmis gibi ayrıldım oradan, hayalet gibi.  O sıcak yaz günü.

Tutuldum, kalakaldım.  Adım atamıyor, karar veremiyordum.

Akşam olunca ikinci plana geçelim dedik.  O gece hastaneye yattık.  NST ile sürekli takip edilecek, acil bir durumda müdahele edilecekti.  Gece 4’e kadar kendiliğinden sancılandım… Zeki bey başımda bekledi.  Sancılar NST’de 120-130’lara çıkıyordu.  Bildiğim doğum sancılarıydı bunlar.  Tanıdıktı.  Ümitle kontroldeydi Zeki bey.  “Bir mucize mi olacak bu gece?,” dedi.  Bekledik.  Muayenelerinde bebek çok yukardaydı.  Bu bebek nasıl bu kadar yukarı çıkmıştı? Sancılar neden onu indirmiyordu?

Sezaryene benden de karşı olan Memo, sancılarım arasında sırtımı sıvazlarken, yalnız olduğumuz bir anda:  “İstersen aldıralım Aslı, haftalardır sancı çekiyorsun çok yoruldun, beklemeyelim istersen” dedi… Garip bir huzur kapladı içimi.  En azından onunla savaşmamak çok güzel geldi o an bana.

Sabah 4 gibi sancılar durdu.  Sabaha kadar uyudum.  Yan odamda Ada huzurla uyuyor, kardeşini bekliyordu.  Sabah hayal kırıklığı içinde uyandı.  Gene gelmemişti bebek.

O geceyi de hastanede geçirip NSTler iyi olunca taburcu olduk.  Zeki Bey 20 Mayıs için tekrar randevu verdi, tedirgindi ama NSTde birşey olmayınca bekleme talebimizi reddetmedi.  “Size rağmen sizin bedeninize hiçbirşey yapamayız, ikna olmanız lazım” dedi.

Çok tedirgin geçirdim haftasonunu.  Neyle savaşıyordum?  Kim için, kiminle? İlk defa konuştum Bade ile.  Bu haftasonu doğal yolla gelmezsen, pazartesi kavusacağız dedim.  Ona bıraktım kararı.  Onu sevdiğimi söyleyebildim ilk kez.  Ne olursa olsundu.  Olması gereken zaten olacaktı.

20 Mayıs 2013, saat 20:21’de kuvvetli bir çığlıkla aramıza katıldı Bade.  Tüm doğrularımı, inançlarımı altüst ederek, gene kendimle hesaplaşmalarımla beni başbaşa bırakarak, son derece sakin bir bebek olarak dünyaya geldi.  O an, o buz gibi ameliyathanede, göğsüme kondu ve bir daha hiç ayrılmadık.  Sevgili Sima, aşkım Memo ve canım Ayça oradaydı.  Zeki Bey “bacaklarında bir sorun gözükmüyor,” dediğinde bıraktım kendimi.

Olmam gereken yerde, tam anındaydım.  Başka hiçbir türlüsü bunun yerini tutmayacaktı.

AYC_3598AYC_3664

2013_05_20_BADE_0472013_05_20_BADE_0662013_05_20_BADE_1062013_05_20_BADE_158Tüm fotoğraflar Ayça Oğuş tarafından çekilmiştir.

Kısmet Bugünmüş

Yazacağım kaç zamandır, kafam dolu.  Kalbim küt küt der, ‘Paylaş!’  Anlat, anlat, vardır bunda bir hayır…

Başlamak bitirmemin yarısıdır ya, ama nerden başlayacağını bulursan.  Ben de şu anda ‘evreka,’ durumdayım.  Başlayacağım.  Hamileliğimden.  Anlatacağım, dinlerseniz, geçtiğim sıkıntılar sonucu bulduğum doğal sevgi yolunu.  Yazacağım birer birer yaşadıklarımı ki büyüsün bu paylaşımla bu bilinç.  Dinleyiniz.  Kendiniz için, kişiliğiniz için, elinizde tüm geleceğini tuttuğunuz o harika bilge küçük insanlar için.  Mutluluğunuz tarifsiz olacak.