kendini sulara bırakmak.

Hani denizde yüzerken birden sırt üstü bırakır ya insan kendini.  Su alır kaldırır onu. Sarar sarmalar.  Denizin dibinin uğultuları ta uzaklardan şarkılar fısıldar kulağına insanın.

İşte aynen öyle bırakasım var kendimi.  Ben salınırken yüzeyinde, akıp gitse hayat altımdan.  Ben bir yön vermesem, hangi havayı soluyacağıma, hangisinin beni sarmalayacağına? Yeterince beklesem? Karşı kıyıya vurur muyum? Gözümü açtığımda bıraktığım noktadan başka bir yerde görür müyüm kendimi?  Olmam gereken yer burası mıdır?

Kafam hem çok net hem yer yer çok bulanık bu aralar.  Nadas en iyi tabir eden şey olabilir bu aralar beni.  Yenileniyorum ya, durup dinleniyorum da sanki.  Yeni ekimler, yeni dikimler zamanı gelene kadar bir havalanıyorum bir nevi.

Fotoğraf çekmiyorum bu aralar.  Fotoğraf okuyorum daha çok.  Yazı yazmıyorum bu aralar.  Düşünüyorum daha çok.  Sanki birşeyi bekliyorum, bir dönemeç var sanki yolda, görünce “ha!” diyeceğim ve sapacağım ordan.  Biraz kaybolmuşum misal, ama hiç korkum kalmamış.  Kaybolma anında durabiliyorum artık.

Bir sabah gözlerimi açacağım ve o gün gelmiş olacak.  Bir el dürtecek sol omzumdan.  “Vakit geldi” diyecek, ve ben o zaman bileceğim, o zaman yatmaktan sıkılıp, tüm gücümle ve şevkimle bedenimi sahiplenip yüzmeye başlayacağım karaya doğru.  Sudan çıktığımda tam da ne yöne yürümem gerektiğini bilerek.

 

Bu ay benim arınma ayım.

Bu ay doğum yaptığım ay olacaktı.  Bir erkek bebeği kollarıma aldığım, göğsümde o sızıyı yeniden hissettiğim, emzirdikçe bağlandığım, duygulandığım, ağladığım, güldüğüm, evimin insanlarla dolduğuna hem sevindiğim hem söylendiğim bir ay olacaktı.  İki koynum da dolu olacaktı sonunda, koltukaltlarım kabarık.

Havuz içinde deneyecektim doğum sancılarımı geçirmeyi – havuz bile belliydi. Ada’yı yanımda tutacaktım mümkün mertebe, onun gözünün içine bakmanın bana verdiği kuvveti kullanacaktım.  Bebeklere titreyen bir sevgiyle yaklaşan küçük kızım hem çok kıskanacak hem kim bilir nasıl sevinecek, nasıl sevecekti kardeşini.  Muhakkak ranza isteyecekti bir noktada.

Baba kesin birkaç sakal daha beyazlatacak, uykusuz ama mutlu olacaktı.  Doğum anında anlayacaktı bu sürprizin nerden çıktığını.  Kalbi şişince o an, bilecekti.  Kim bilir belki bir fotoğrafçı dostum yakalayacaktı bu anı.

Yerine, bu Şubat ayı benim arınma ayım oldu.  Bu Şubat’ı hatırlamak için yerine birşey koymak istedi beynim sanırım.  Yolum birgün ayurvedaya düştü.  Hızla kendimi 10 günlük bedensel bir temizlik içinde buldum.  Hiç sorgulamadım. “Neden yapıyorum? Doğru mu yapıyorum?” demedim.  Karşıyım esasında detox vari şeylere.

Bu sabah – başka kalktım yataktan.  Dingin, sakin, dinlenmiş, sanki yıllarca uyumuş, daha rahat düşünebilen, bir anda birçok şeyi net görebilen bir Aslı.  Tanımıyorum ben bu beni.  Ya da unutmuşum.  Hamarat, enerji dolu ve hafifim.  Kilolarca sanki. Onlarca.

Bu ay yenilenecekti hücrelerim sıfırdan.  Yeni kan dolanacaktı damarlarımda.  Oldu da işte aynen öyle.

Bu ay, bu 2012 senesinin bu özel Şubat ayı.