Doğal Doğum ve Fotoğraf

Uzun süre düşündüm bu postu buraya yazıp yazmamayı… İki şapkamı birden takıp da kargaşa yartmak istemedim ama yok dayanamadım yazacağım.  Esasında tamamiyle doğal doğumda fotoğrafçının yeri nasıl olmalı, mahremiyet nasıl korunmalı onu yazacaktım.  Baktım Başak arkadaşım bunu kısa ve öz bir sekilde – hem de bir hamilenin gözünden – yazmış.  Ben de başka bir yöne çekeyim konuyu izninizle.

Bilmeyenler için ben bir doğum fotoğrafçısıyım.  İşim gereği sık sık doğumlara giriyorum.  Geçenlerde girdiğim bir doğumda birden farkettim ki bu iş ile ilgili sevmediğim bir sürü şey var.  Yanlış anlamayın, olayın duygusal tarafı o kadar yoğun ki benim için, çoğu zaman vizörün arkasında sıkışıp akan bir gözyaşı damlasını tutamıyorum. Ne harika bir iş yaptığımı hep kendime hatırlatıyorum ama dedim ya – birden canımı sıkan şeyler farkettim.

Müdahalaler.

Doğum öncesi takılan NST’ler, serumlar, anne adaylarını yatağa bağlayan uygulamalar.  “Ağlama, bağırma,” vs gibi öğütler.  Donuk, soğuk, saat dolduran hastane personeli (evet, gerçekten).  Müdahale üzerine müdahale öneren nöbetçi doktorlar.  “Hızlandırmamız lazım, bebek strese girmesin,” mentalitesi.  Acil sezaryen önerileri.  “Kristal” denilen doğum sırasında annenin üzerine binme olayı.  Fotoğrafçıya “lütfen bunu çekmeyin” diyen doktorlar.  Bebek inmiyor diye vaktinden çok önce kesik atıp bekleme, icabında ikinciyi atma.  İnmeyen bebeği vakumla çekme ve evet, sonunda anneyi de bebeği de “kurtaran” mantık…

Ben şanslı bir fotoğrafçıyım.  Şu ana kadar girdiğim doğumların yalnızca %10u sezaryendi.  Ama bu müdahalelerin çoğu, ardı ardına, benim anne adaylarıma da yapıldı.

Benim kafama bu yatmıyor.  Genelde bir köşede sindiğim için içimde esen fırtınaları genelde hiç yansıtmamaya çalışıyorum.  Ve zaten anda bebeğin enerjisine kanallanmaya çalışıyorum.  O duygu seli içinde otomatik basıyorum deklanşöre.  Ama bir yerimden biliyorum.  Bu iş böyle olmamalı.  Ben böyle doğurmadım.  Dünyanın bir çok yerinde bu müdahelelerin bir kısmı yasak, yapılmıyor.

Bu konuya direk eğilen bir iş yapıyor güzel arkadaşlarım.  Bu müdahaleler hakkında nasıl bilgilenebilirsiniz?  Doktorunuzla neleri konuşabilir, neleri değişik yapmasını isteyebilirsiniz? Bebeğinize yapılan rutin müdahelelerin ne kadarı gerçekten gerekli?  Hangilerini istememe hakkınız var?  Size zaten hakkınız olan istediğiniz doğumu yaşama şansını işte bu bilgilenme süreci verecektir.

Bütün bunları araştırmanızı tavsiye ederim.  Ülkemizde bu konuyla ilgili opsiyonlar, eğitimler gittikçe çoğalıyor.  Bilgi için başvurabileceğiniz birkaç kaynak:

www.do-um.com

www.hamilelerkulubu.com

www.dogaldogum.com

pozitif dogum hikayeleri

İnceleyin.  Sanırım çok faydasını göreceksiniz.

Ayna Nöronlar ve Bazı Doğal Gıdalar – evet, nereden nereye

Sanırım Ada 7-8 aylıkken duydum ilk bu terimi.  Çocuk gelişim psikologu Dalya Benbasa‘yı ziyarete gitmiştik.  “Çocuk niye yemiyor? niye uymuyor?” gibi klasik endişeli Türk annesi muhabbetleri içinde ortaya atıverdi bu lafı.  “Yemediği, uyumadığı zaman sizin düşünceleriniz ne oluyor hiç dikkat ettiniz mi?” dedi.  “Ay şimdi gene yemeyecek diye mi yaklaşıyorsunuz mesela?”

Hoşuma gitti eve gelince biraz okudum tabi.  Mantık şu – bebekler dünyayı etrafındakilerin hareket ve düşüncelerini izleyerek öğreniyorlar.  Sizin düşüncelerinizi bir şekilde ayna-lıyorlar.  Beyinlerindeki ilk düşünce kalıpları da bu haritaları baz alarak gelişiyor.

Düşünce gücüne %100 inanan ben tabiki ayna nöronlar sayesinde kızımı bir yo-yo misali oradan oraya sürüklüyordum.  Anneliğinin bazı yönlerine karar verememiş bir anne olarak kızıma bu sinyalleri ben veriyordum.  Şu an bütün dürüstlüğümle söyleyebilirim ki Ada’nın katı gıdalara ilgisiz olması beni gizliden mutlu ediyor, ona ayna nöronlar sayesinde bu bilgiyi ben veriyor, çocuğa resmen “Ye” derken “yeme!” diyordum.

Nasıl mı?  6-7 aylık bebeklerin büyük besin alımlarını katı gıdalardan almaya başlamaları gerektiğine inanmıyorum.  Az biraz patates püresi, pirinç havuç vs den nasıl bir besin alabilecekleri şüpheli bence.  Bu dönemde günde 150gr meyve – 200gr sebze, akşamüstü yoğurt vs yemeğe başlayan çocuğun midesinde en önemli şeye, anne sütüne yer kalmıyor.  Benim inanışım bu yönde olduğu için çocuğumun katı gıdalara ilgisini sıfırlamışım sanırım.  Şimdiki aklım ve bilgim olsa bu konuda daha dengeli, daha açık fikirli olmaya özen gösterirdim sanırım.  Ama benimkisi bir nevi çevreye tepki olmuş.  “6 aylık” stresi başlar başlamaz ben önüme bir ağ örmüşüm ve bu düşünceyi Ada’ya taşımışım.

Hala bu konuda yol alıyorum, ve şaşırtıcı değil ki hala Ada yemeğe karşı çok isteksiz.  Yiyeceği sebzelerinin mevsim sebzesi olması, içine katılan et, tavuk suyunun ev yapımı olması (ve tabiki tavuğun ilaç çukurunda yaşadığı bir geçmişi olmaması), meyvelerin doğal tarımla yetiştirilmesi, yoğurdun ev yapımı ve mümkünse iyi bakteri ve besin değerlerinin çocuğa geçebilmesi için “çiğ” sütten yapılması gerekiyor.  Yediği mısır taneleri GDO’lu olmayacak, balığı çiftlik olmayacak.  E bu ortamları yaratmak da İstanbul’un göbeğinde biraz zor oluyor.  İmkansız değil – fakat zor.

Ben sanırım Ada’ya hala “kimyasal yetişmiş şeyler yiyeceğine hiç birşey yeme, anne sütüne devam et” sinyali veriyorum ki bilmiyorum daha ne kadar devam edebileceğiz.  Ama bildiğim birşey var ki ben bu konuda rahatlamadan büyük bir değişim yaşayamayacağız.  Bundan mutsuz muyum? Hayır.  Şu anda yalnızca “farkında”yım.  Bunun da bir takım değişiklikler için bir başlangıç olduğuna inanıyorum.

Yeri gelmişken değineyim.  Biz sütümüzü Aysun Teyze’den, sebze/meyve/ salça sirke vs gibi şeylerimizi de Pınar Hanım’dan Nazilli’den alıyoruz.  (Teşekkürler Ayça)Köy yumurtası ve tavuğu Serente’den, diğer şeyler ise Feriköy Ekolojik pazar, veya Kasımpaşa Kastamonu Pazar’ından.  Et ürünleri için de Titiz Et ve Tavuk Pazarını öneririm.  Maddeleyeyim:

  1. Çiğ süt – aysunthesutcu@gundonumu.biz.tr – Buradan cep telefonunuzu ve adresinizi kaydettiriyorsunuz.  Oturduğunuz bölgeye göre haftanın değişik günlerinde evinize geliyor.  5lt süt 12 TL
  2. Pınar hanım – Buradan Pınar hanım’a mail atın.  O da size her hafta liste gönderiyor ve o haftanın taze ürünlerinden seçebiliyorsunuz.  Aras Kargo ile 1 gün içinde kapınızda.
  3. Serente Organik Gıda pazarı
  4. Feriköy Ekolojik pazar ve Kasımpaşa Kastamonu pazarı (Cafe Fernando’yu ayrıca göz zevkiniz için geziniz)
  5. Titiz Et ve Tavuk pazarı

Nasıl başladık nasıl bitiriyoruz!  Ama Afiyet olsun!

Asılı kalmış bu sessizlik…

…Buraya yapışmış.  Elim gidip de yazamamışım bir türlü.  Halbuki ne çok şey biriktirdim bu aralar.

Ama önce bununla başlarım.  Kızımın iki yaşına gelmesini burada değil de Facebook’ta kutlamışım bu sefer.

Şevklen buraya kopyalarım:

“Kafamda binbir düşünce, önümde binbir iş, bir gözümü açmışım 27 Aralık olmuş gene… Üzerinden tam 2 yıl geçtiğine şu satırları yazarken inanmam mümkün değil. Zamanın lineer olmadığına bir kanıttır bu benim kitabımda.

Bir bakmışım anne olmuşum. Bir gözümü açmışım, kucağıma fırlatmışlar o ufacık, sıcacık, tatlıcık inanılmaz varlığı. Sanki bir düşümde defalarla gördüm ben bu anı… Bir uykudur uyanmışım, kendime gelmişim, kendimi bulmuşum. Bir kol omzumdan dürtmüş beni, doğru yol bu taraf demiş, kucağıma da onu tutuşturmuş, yoluma koymuş.

Taşımışım kucağımda, koynumda, göğsümde. Akıtmışım hep bilmediğim bana bile yabancı o sevgiyi. Bilmemişim içimdeki çığ gibi büyüyen sıcaklığı. Hep beklemeden vermişim. Hep sevmişim. Kemiklerim ağrımış bu sevgiden, coşmuş yüreğim.

Bir gün tanıyarak bakmış bana. Gözlerini gözlerime dikmiş, minnet etmiş sanki. O günü unutamam. Bir gün yan dönmüş, bir gün elini uzatmış, bir gün boynuma sarılmış. Bir gün elimden tutmuş… O elim hala sıcak.

Bir gün bir bakmışım koşuyor, ‘anne!’ diye bana doğru. Dizlerimin bağı çözülmüş, orada yığılacağımı sanmışım… Ama anne olmuşum ben. Kalkanım var benim. Kalbim zırhlı.

2 tam yıl geçmiş, onun içimden çıkarak kucağıma kaydığı o anın üzerinden. İnsan unutur mu demeyin, detayları unutmaya başladım bile. Bir hüzün kapladı içimi bu gece. Ama onun kucağıma değdiği o anı sanırım mezara götüreceğim.

İnsan anne olunca anlar derler ya. Anne olmuşum ben. Anlıyorum. Şaşıyorum kendime ama anlıyorum.

Seviyorum, tüm kalbimle. Her gördüğümde içim cız ediyor. Görmediğim her an özlüyorum. Her girdiğim doğumda sanki yeniden doğuruyorum. Taze kalıyor o an gözümde.

Akşam oluyor. Sarılıyoruz, uyuyoruz kucak kucağa. Sabah ‘anne!’ diye atılıyor boynuma.

2 yıl geçti üstünden. 20 de geçse, 200 de geçse bu iş böyle. Ben anladım. Ben anneyim.

Doğum günün, doğum günümüz kutlu olsun bebeğim.

Tanıdığım tüm harika anneler adına.

27 Aralık 2009”