İşin aslı

Ağustos’un yirmisekiziydi.  Saat sabah onbir sularına verilmisti randevu.  Her zamanki gibi sıkı bir kahvaltı edip, elim karnımda, sanki onunla konuşmak istercesine biraz oyalandım… Gene giyecek kıyafet bulamamış, en sonunda son zamanlardaki göbeğimi içine alabilen tek şey olan pembeli morlu Mango marka elbisemi giymiştim.  Aklımdan bir nazar boncuğu takmak geçti ve son anda bir kolyeyi boynuma geçirdim.  Son dakika kalbimde bilinmeyenin verdiği carpıntılarla çıktım kapıdan.

Hastane uzakta, şehrin ta öbür ucunda, kuzeydoğu kısmındaydı.  Bir önceki sene geçirdiğim ameliyat ve yaşadığım sıkıntı, karnımdaki ağrıyı bir nevi açıklayabilirdi.  Ama bugun çok daha değişik bir sebeple gidiyordum… Doktorum bebeğin böbreğinde bir kist görmüş, bunun incelenmesi için beni hastaneye göndermişti.  O Ağustos sabahının diğerlerinden farkı buydu.  Önümüzde hayatımızın önemli olaylarından biri vardı.

Sıkıntılı olduğumu hatırlıyorum, fakat Memo çok rahattı.  Bekleme odasında kısa bir süre masanın üzerindeki eski dergilerle oyalandım.  Memo o sırada formları dolduruyor, belki beşinci kez neden orda olduğumuzu görevlilere anlatmaya çalışıyordu.  Dergide okuduğum son şey gebelik vitaminleriyle ilgili bir makaleydi ki ismimin çağırıldığını duydum.  Her zamanki Aslı olmamaya, pozitif düşünmeye çalışıyordum ama içimden bir yerden biliyordum bir terslik oldugunu.  Onu o zaman bir “terslik” olarak görmeyi seçtigim için karnım ağrıyordu besbelli.

Bizi son derece sempatik bir genç kız karşıladı.  Çok detaylı ultrason yapacağını, bebeğin herşeyine, fakat doktorumun isteği üzerine özellikle sağ böbreğe bakacağını söyledi.  Sohbetimiz iyi başladı; Ada çok hareketli, dönüp dolaşıyor, teknisyen ise onu takipte zorlanıyordu.  Bir sürü resim çekiyor, ölçüler alıyor, bilgisayara kaydediyor… Belki böyle bir ömür geçti, ben boyuttan boyuta geçtim, hastane koridorlarında geziye çıktım, geri geldim ama hala gelmesi gereken doktor ortalarda yok.  Teknisyen sorularıma cevap vermez, ben de sormaz oldum.  “Doktor bey gelince açıklayacak,”… “bir kızınız olacak,”… “doktor bey diğer hastasıyla ilgileniyor hemen gelecek,” gibi birkaç cümle sonrasında bir başka teknisyen beliriyor.  Kırmızı saçlı ve aksanından Rus olduğu anlaşılan bu bayan diğer teknisyeni sanki biz odada yokmuşuzcasına bir güzel azarlıyor.  Ölçülerin çoğu yanlış, plasenta önde, ölçü almak zor, plasenta olmayan yan taraflardan alınmalı ölçü… Üf karnım ağrıyor… Ada çok sıkıldı, benim sırtımın üstünde yatmaktan başım dönüyor… “Beni yana çevirin,” diye geçiriyorum içimden,  “…hiç mi hamile kadın görmediniz..”  Bu sözler ağzımdan çıkana kadar Doktor Eddelman kapıda beliriyor.  Hayret, hiç beklediğim gibi değil,  ufak tefek, zayıf bir adam.  İfade arıyorum ilişki kuracak, hayret, suratında hiçbir ifade yok.  Selam sabah yok.  Bir üçüncü kez aynı ölçüleri alıyor, kırmızı Rus ezildi büzüldü, hızlı hızlı durumu anlatıyor.  “genişleme,” “idrar torbası iyi durumda,” gibi laflar uçuyor havada.  Beynimin bir yanı yakalıyor bu lafları, diğer tarafı uyuşuk, aradaki geçiş gerçekleşemiyor bir türlü, yorum yok.  Memo’yu arıyor gözlerim, onunkiler ekrana kilitli benimkiler onun dehşet dolu ifadesine. İçim başlıyor ağlamaya, saat bire geliyor, aç bilaç bir denek gibi yatıyorum aynı yerde… Ada çok sıkıldı.  Birden konuşmaya başlıyor küçük adam, “kistik,” diyor sağ böbrek, “bu böbrek büyük ihtimal çalışmayacak doğduğunda.”  Bu.  Laf bu.  Ne bir açıklama, ne bir olasılık, ne bir teselli.  Göz yaşlarımın yanaklarımdan aktığını hissediyorum, boğazım düğümlü, hiçbir sözcük yolunu bulup dışarı çıkamıyor.  Memo anladi, o soruyor soruları…  “Ne kadar ihtimal?” diyor, “yüksek, ümidi kesin” gibi bir cevap geliyor.  Tam ne olduğunu anlamamış ama çok emin.  “Diğeri şimdilik iyi,” diyor, “onu takip edeceğiz, amnion sıvısında azalma olmamalı”… ŞİMDİLİK??!!  Ne diyor bu adam, neden yüzümüze bakmıyor, öyle ortada bizi bırakıp çıkıp gidiyor?…

Artık ağlamalarım ciddiyetini arttırdı, Memo ne yapacağını şaşırdı.  Hissettiğim şu duyguyu dün gibi hatırlıyorum… Aklıma düşürdüğüm bebek geldi, sanki Ada’yı da kaybetmişim gibi bir his…  Sanki bu da buraya kadar.  Vücuda bir güvensizlik hissi, aynı korku…  ‘Bundan sonra ben n’aparım, hayat boyu bunla nasil yaşarım?’ gibi hiç bana yakışmayan düşünceler… 

Bir süre taşıdım bu ağırlığı, bilemedim neye nasıl döndüreceğimi bu enerjiyi.

Birden sokaktayız.  Hava sıcak, New York Ağustos’unun öğlen sıcağı.  Pembe Mango elbisem tenime yapıştı, bir daha giyebilecek miyim?  Ağlıyorum sürekli, Memo’dan çıkarıyorum haksızca sinirimi.  “Sen getirdin beni buralara,” diyorum.  “Ben eve gidiyorum, orada baktıracağım, orada doğuracağım,” “…yetti artik bu Amerika sevdası!”

Bir süre zorlandım bunu anlamakta, doktorların gözünde bir istatistikten ibaret olduğum zamanlarda göremiyordum büyük resmi.  Bir süre sonra evrene teslim oldum, bir sebebi vardır dedim.  Kişisel gelişimim bu olayla hız kazandı.  Beni kendimi bulmaya, kutuların dışında düşünebilmeye itti.   Bu sebepten, birkaç ay sonra gebelik şekeri kapımı çaldığında onu canı gönülden karşıladım, başıma tac ettim.  İçin için çok heyecanlanmaya başladım Ada’yla tanışacağıma… Belli ki çok özel birisiydi.  Bilemedim o zaman kendi özümle de karşılaşacağımı, onunla tekrar doğacağımı, onun sayesinde farklılıkları kucaklamayı öğreneceğimi… Göremedim onun DNA’sının benden değişik olduğunu, o yüzden birçok şeye ihtiyacı olmadığını, çok daha yalın bir hayat seçtiğini… Benim DNA’mın değişimine yardımcı olmanın onun görevlerinden biri olduğunu…

Bugün geriye baktığımda yaşadıklarımın hepsini yaşamış olmaktan çok memnunum.  Ada’yla tanışmaktan ve onunla bir hayat paylaşabiliyor olmaktan duyduğum hazzı tarif etmem imkansız.  Beni annesi olarak seçtiği için duyduğum gurur beni göklere çıkarıyor.  Hiçbirşeyden korkmuyor, Ada’nın aracılığıyla kendimle tanışmaya can atıyorum. 

Yolumuz aydınlık, kızımın ışığı bizi karanlıktan çıkarıyor…

Ekim 2008

Kısmet Bugünmüş

Yazacağım kaç zamandır, kafam dolu.  Kalbim küt küt der, ‘Paylaş!’  Anlat, anlat, vardır bunda bir hayır…

Başlamak bitirmemin yarısıdır ya, ama nerden başlayacağını bulursan.  Ben de şu anda ‘evreka,’ durumdayım.  Başlayacağım.  Hamileliğimden.  Anlatacağım, dinlerseniz, geçtiğim sıkıntılar sonucu bulduğum doğal sevgi yolunu.  Yazacağım birer birer yaşadıklarımı ki büyüsün bu paylaşımla bu bilinç.  Dinleyiniz.  Kendiniz için, kişiliğiniz için, elinizde tüm geleceğini tuttuğunuz o harika bilge küçük insanlar için.  Mutluluğunuz tarifsiz olacak.