Gebelik, bilgelik, sadelik, annelik, babalık, insanlık ve doğal bağlılık adına, dünyanın o en güzel, tadı tarifsiz hediyesinin paylaşım yeri, ortamı.
Continuum için arşiv
Mayıs 6, 2011, 9:12 am · Kategori: Continuum, Doğal ebeveynlik (Attachment Parenting), Doğallık
Uzun zamandır özlemle ve merakla hayata geçmesini beklediğim bir çalışmadan bahsedeceğim size.

Bol bol yazıp durdum, Continuum Concept, Attachment Parenting vs hakkında. Gönlüme ve anneliğime en yakın bulduğum kavramlardı bunlar. Ama çok önemli bir kısmının üzerinde durmamıştım. Bu kavramlar bağlamında yaşanan ebeveynlik aracılığıyla kendimizde yaptığımız yolculuklar, üzüntüler, gözyaşları, feryatlar, kahkahalar… Bunlar bizi bizi yapan geçmişimiz ve taşınarak ebeveynliğimize geçişte “selam, ben burdayım,” diyorlar bize. Sakladığımız, gömdüğümüz, unuttuğumuz herşey geri dönüyor. ”Yarayım ben!” diyor, “benimle de ilgilen!” Çocuğa ağladığı için sinirlenme olarak yansıyor bu. Veya çocuğun önünde eşinle tartışma olarak. Çocuk bunları alıyor bilinç altına, tıpkı bizlerin zamanla taşıdığı şeyler gibi biriktirme kutusuna atıyor…
Size çocuğunuzla ilişkiniz aracılığıyla tüm bu sıkıntıları günyüzüne çıkarabileceğinizi, kendinizi iyileştirirken çocuğunuzla sağlıklı bir ilişki kurabileceğinizi, çocukluktan genç kızlığa, oradan kadınlığa, iş hayatına, evliliğe ve en önemlisi ebeveynliğe geçişlerinizi yumuşatabileceğinizi, kucaklayabileceğinizi söylesem? O 2 saat hiç durmadan ağlayan çocuğu yalnızca kucağınızda tutup içinizde feryat yerine dudağınızda gülümseme, kalbinizde huzur ile karşılayabileceğinizi söylesem?
Bunu Türkiye’nin doğası en güzel yerinde, 5 günlük bir paylaşım ve terapiler zinciri bünyesinde bulabileceğinizi söylesem? İlgilenir misiniz?
Detaylar burada.
“Ebeveyn çocuğunu zeki diye algılarsa, çocuğun kendini tecrübesi de zeki olur. Ebeveyn çocuğu ile olmaktan keyif alırsa, o da kendi ile olmaktan keyif alır. Eğer ebeveyn ona ilgi gösterir, onla neşe duyar ve onu severse; çocukta kendini ilginç, neşe veren, ve sevilen biri olarak algılar. Onların kendilerini tanıma tecrübesi, bizim onlarla olan ilişkilerimizde saklı.”
Çizim: joojoo
Mart 5, 2010, 11:01 am · Kategori: annelik, Continuum, diş, dişçürüğü, Doğal ebeveynlik (Attachment Parenting), Doğallık

Şimdi anlatacaklarıma inanamayacaksınız… Yani ben hala inanamıyorum.
Burada hiç bahsetmedim sanırım, ama Ada yaklaşık 18 aylık olduğundan beri üst ön dişlerinde renklenmeler başladı. Zamanında, ismi lazım değil – esasında lazım da belki özelde – bir pedodontist (çocuk diş hekimi) bunların çürük başlangıcı olduğunu, tamamiyle anne sütünden kaynaklandığını, derhal kesmem gerektiğini, yoksa 6 ay içinde genel anestezi altında hepsinin doldurulması gerekebileceğini söyledi. Ha, üstüne bir de alt yan keserlerinin henüz çıkmamış olduğunu, bunun için çok geç olduğunu ve büyük ihtimalle genetik olarak bu dişlerinin olmadığı gibi bir bilgi de ekledi.
Biz eşimle önce afalladık. Nasıl çıktığımı bilmem o Levent’teki muayenehaneden; o sıcak yaz günü. Kulaklarıma kadar kızarmıştım sinirden. Bu genç, çok ünlü bayan bana anne sütünü derhal kesmemi ve dişler için en kötü şeyin bu olduğunu ısrarla söylemişti. Bu benim kitabımda imkansızdı. Vücudumdaki her hücre buna şiddetle karşı çıkıyordu.
Ne yapacağımızı düşünürken yaklaşık bir hafta geçti. Ben bulabildiğim yerli yabancı bütün kaynaklardan bu bayanın teorisini öldürecek birçok bilgi bulmuş, hafif rahatlamışken, Ada’nın o asla çıkmayacak ön keserleri patlamasın mı? Kadının kredibilitesi bir anda sıfıra indi. Rahat ettik. Olay söylediği gibi olamazdı. Bu çocuk çok fazla antibiyotik içmişti. Bağırsak florası zaten mahvolmuştu. Ağız florasından da daha iyi bir senaryo beklenmezdi herhalde.
Böyle 6 ay kadar geçti. Her gece sarmaş dolaş, saatlerce meme ağızda nefis uykular çektik.
Sonra bir sabah dişini fırçalarken farkettim ki azı dişleri de hafif renklenmişti. Bu işe yönelme vakti gelmişti. Bir başka diş hekimi hikayesi daha başladı. Bu sefer Akatlar’da – gene ünü ün yapmış – bir pedodontist beye yönlendik. Kendisi bizi toplam 10 dakika bile görmedi. Bayanın çizdiğinden çok daha ağır bir senaryo çizerek anne sütüne lanet üstüne lanet okuyarak bunun ameliyathanede yapılması gerektiğini, kendisinin anestezi ekibi yüzünden Kadıköy Şifa’yı tercih ettiğini, 16 dişinin 8′inin çürük olduğunu ve müdahele edilmezse apse yapıp düşeceğini söyledi. Bu operasyon sırasında yanında olup olamayacağımı sorduğumu hatırlıyorum. ”Asla ameliyathaneye giremezsiniz,” dedi. E ben işim dolayısıyla hep giriyorum peki??? Kızımın yanına mı giremeyeceğim? Kesik yok? Kan yok? Eee?
Nasıl ağladığımı size anlatamam. İlk defa anneliğimden şüphe ettiğim bir gündü. Bir meme uğruna çocuğu sokacağım travmalara değecek miydi? Kafam ilk defa bu kadar karışıktı. Bir yandan okuduğum tüm kitaplar yüreğime yakınken, aklımda dönüp dururken, “ya gerçekten böyleyse?” diye düşünmeden edemedim.
Eve gelip hızla forumlara sarıldım. Önceden bahsettiğim Continuum Concept‘i uygulayan annelerin oluşturduğu bir forum var. Gördüm ki çoğu çocukta oluyor. Herkes “ozone tedavisi” diye birşeyden bahsediyor. Tooth mousse adlı bir ürün kullanıyor. Anne sütünü çocuklarını dinleyerek kesen, veya devam edenler var. Beni alternativekidsteeth adlı bir yahoogroupa yönlendiriyorlar. “Cure tooth decay” adlı bir kitap tavsiye ediyorlar. Bu kitap birçok bilgi sistemimi yıkıyor. Başım dönüyor, okuyorum.
Özet şu:
- Çürükler, eksik gıda almaktan oluşuyor. Genetik faktörlerle hiç alakası yok. Salyanın yapısı da çok önemli – ama bu da çok beslenmeye bağlı.
- Genelde fosfor ve kalsiyum dengesindeki bozukluklar buna sebep oluyor. K2 ve D vitamini eksikliği de etkiliyor.
- Suda çözülen vitaminlerle yağda çözülen vitaminlerin dengesi de çok önemli.
- Bunu tekrar dengeye getirebilirseniz, çürüğü durdurabiliyorsunuz. Hatta yumuşama başlamış bir diş bile kendine bir camsı tabaka yapıp korumaya alıyor.
- Ozone tedavisi (Healozone Treatment) – dişteki çürük yapan bakteriyi öldürüyor, çürüğü durduruyor. Bir dişe uygulaması 40 saniye sürüyor. Bir nevi ağız salyasının da nötralize olmasını sağlıyor. Dolguya kıyasla çok daha non-invasif bir uygulama. Sağlıklı diş dokusuna hiç dokunmuyor.
- Tooth mousse diş kremi gibi birşey. Dişin yeniden kalsifiye ve mineralize olmasına yardımcı oluyor. Süt proteininden yapılıyor. Günde 2 kez fırçalama sonrası uygulanıyor.
Bu bilgiyle donanınca yeniden, bu sefer ozone tedavisi araştırmasına, yeni pedodontistlere yol aldık. iki kişiyle daha görüştük tavsiye üstüne. İkisi de ılımlı yaklaştılar. Ama ozone’u pek bilmiyorlardı. Bir tanesi Zymaflor tabletini mutlaka vermemizi söyledi. Florun zehir olduğunu bildiğimden buna pek yanaşmadım. (Çocuğunuza veriyorsanız araştırmanızı tavsiye ederim)
Bir gece internette ısrarla gezerken Timuçin Bey‘e rastladım. Türkiye’de ozone tedavisini yapıyordu. Eşim hemen açıp konuştu. Kapadığında yüzü düşmüştü. Anlaşılan healozone bizim durumumuzda biraz geç kalmış oluyordu. Ama gene de götürmeye karar verdik.
Bu 3 hafta önceydi. Randevu bir şekilde dün gerçekleşebildi.
Ondan sonrası, mavi bir bulut.
Ofise girdik. Son derece sempatik bir adam bizi karşıladı.
Uzun uzun hikayemizi dinledi.
Ada’yla konuştu. Ona oyuncakların dişlerini gösterdi.
Sonra Ada’yı kucağına yatırdı. Dişlerini inceledi.
Bir alet talep etti. ”Azılarındaki çürüklerin derinliğini ölçeceğim,” dedi. Alette 4,5,7 gibi sayılar.
“10′dan yukarıda ancak çürük mineye girmeye başlar,” dedi. Bunlar çok yüzeysel. ”Problem etmeyin.”
“Bu ön dişler leke gibi gözüküyor,” dedi. Bir cila fırçasıyla derinliğini anlamak için izin istedi.
Verdik.
Ve.
O an.
Memo’yla gözlerimizin önünde.
Fırça değer değmez.
Dişlerin biri bembeyaz oldu. Pff. Leke uçtu.
İnanamadık. Adam da inanamadı.
“Bunlar lekeymiş,” dedi.
4 ön diş. Hani ameliyathanede oyulup doldurulacak olanlar.
Bugün hala şoktayım. Ada’nın ön 4 dişi toplam 15-20 saniyede temizlendi. 2 hafta sonrasına azılarına ozone için randevu aldık. Tam ozone için uygunmuş bu dişler. Telefonda biz çok vahim bir senaryo çizince konuşmanın yönü değişmiş.
Üzerimden bir yük kalktı ki sormayın.
Hazirandan beri taşıdığım birşey. Kararsızlıklar. Pişmanlıklar. Neler neler çıktı içinden.
Bugün, ben yeni bir insanım.
Tavsiyem: Annelik içgüdülerinizi asla bırakmayın. Araştırın, yılmayın. Aklınıza yatmayan hiçbirşeye paye vermeyin. Diş konusunda bir sorunuz olursa bana yazın. Bilgilerimi seve seve paylaşırım…
Sevgiyle…
Kasım 12, 2009, 9:57 am · Kategori: annelik, ödül, babalık, Continuum
Dedim ya şu Continuum Concept‘i okuduğumdan beri kafamda birşeyler yer değiştiriyor ? İşte bu da onlardan en önemlisi. Bu ebeveynlik yöntemini benimsemiş anne-babaların en çok üzerlerinde durdukları konu, çocukları ödüllendirerek, veya ödüller sunarak nasıl zehirlediğimiz. Dedim ya, beynim ters dönüyor. Yıllar boyu biz ödülün iyi birşey olduğunu öğrenmedik mi?
Dinleyin şimdi: Çocuğunuza dondurma almanın hiçbir sakıncası yok. Ama yemeğini yedi diye almanın, hatta ‘yemeğini yersen alırım,’ demenin sonuçları uzun vadede çok zararlı. Çocuğunuza şu mesajı veriyorsunuz: ‘Sen kendi vücudunun ihtiyaçlarını benim kadar iyi bilemezsin. Ben her zaman senden iyi bilirim. Ben senin yerine senin için en doğru şeye karar verebilirim. Sen de beni dinleyip bana uyarsan istediğin birşeyi elde edebilirsin. İkimiz de mutlu olmuş oluruz. Ne güzel değil mi? Aferin.’
Şimdi bu çocuk tabi ki iç sesini dinlemeyi zamanla unutuyor. Uslu çocuklardan, söz dinleyenlerden iyice korkmalı. Annesi/babası/anneannesi hep onun için en iyisini ondan iyi biliyorlar. Kendi iç sesi çocuğa zehir gibi geliyor ve toplumsal kabul görmek adına ondan uzaklaşıyor. Bir ‘aferin’ daha alıyor.
Bir süre sonra yaptığı herşeyi ‘aferin ‘ için, kabul görmek için yapmaya başlıyor. Aile de artık aynı teraneye ‘aferin’ demeyi bırakıyor. Çocuk mutsuz, sinir krizleri geçiriyor, o ‘aferin”i alabilmek için önce olmadık şeyler yapıyor, sonra denileni yapıyor ve bir ‘aferin’ daha alıyor. Bu sigara krizi, madde bağımlılığı gibi birşey. Hep daha fazlası hep daha fazlası gerekiyor.
Gün geliyor çocuk büyüyor, önce teenager, sonra yetişkin oluyor. İç sesi onu ara ara yokluyor ama o bir kere o sesin ‘tü kaka’ olduğunu öğrenmiş. İnsanın öğrendiklerini silmesi unutması ve yeni bir yöntem öğrenmesi çok zor. Kendi kararlarını veremiyor ama anne-babasının kandırmaları ve istekleri de ona uymayınca çok büyük ikilem yaşıyor. Hep başkalarından medet umuyor. Doktoru onu kendi bedeninden daha iyi tanıyor. Kocası onun için daha iyi kararlar verebiliyor. İç sesini duymamak adına kendini hep başka şeylerle meşgul ediyor. Hayattan ne istediğini bir türlü bilemediği için mutsuz yaşıyor ama bu mutsuzluğun sebebini de hiç bilemiyor. Son derece iyi niyetli anne-babasıyla, kendine göre mutlu bir çocukluk geçirmişti halbuki (bakınca böyle hatırlıyor, çünkü ne istese alınmış, aferinlerle büyümüş bir çocuk o). Evet anne-babasının dediklerini yapmış da almış ama zaten anne-baba bunun için yok mu? Doğruyu onlar bilmiyor mu?
Bu kavram benim suratıma bir tokat gibi çarptı. Nereye nasıl koyacağımı bilemiyorum. Ada iyi olduğunu düşündüğüm birşey yaptığında ‘aferin’ ağzımdan fırlıyor, kendime kızıyorum. Bu genelde katakulleyle bir yemeği yediği ve benim ana yüreğimin yağ bağladığı zamanlarda oluyor. Annesini mutlu ettiği için mutlu oluyor o da. Ama bu mutluluk maddenin verdiği anlık mutluluk mu? Kafam biraz karışık açıkçası…
Bildiğim birşey var yalnız. Çevremdeki 25-45 yaş arası herkes bir arayış içinde, herkes bir mutsuz. Çoğu mutlu ve düzenli aile çocukları. Hep iyi okullarda okumuşlar. Ama biraz derine kazınca çıkıyor itiraflar. Keşke’ler.
Kendi çocuklarımızın bu yöne gitmelerini engelleyebilir miyiz? Siz ne düşünüyorsunuz?
*Fotoğraf için awonderfultreat‘e teşekkür ederim.
Kasım 9, 2009, 1:09 pm · Kategori: annelik, babalık, Continuum, Doğal ebeveynlik (Attachment Parenting), uyku






Continuum Concept, attachment parenting (doğal ebeveynlik) vs anneliğim için esas aldığım birçok ekolün içinde çocuğunuzu koynunuzda yatırmak var. Ama son zamanlarda konuştuğum çoğu anne babadan şu itirafı alıyorum: ‘Çocuğumuz gecenin çoğunu yanımızda geçiriyor. Bundan da çok bir şikayetimiz yok…’ Bu bahsettiğim çiftlerin çoğu continuum’u hiç duymamış, attachment parenting’den bi-haber, annelerimizden alışagelmiş yöntemlerle çocuk yetiştiriyorlar. Sakın yanlış anlamayın, burada anne-babalık seçimine asla bir yorum yapmıyorum, herkes kendine en uygun olan yöntemi seçiyor bence, ama bir şekilde ‘çocuk illa da yatağında uyumalıdır,’ kuralı değişik çevrelerde bile benzer şekillerde rafa kaldırılıyor durumda. Bunun sebebini merak ediyorum açıkçası… Halbuki konvansiyonel anneliğin başta gelen kuralı çocuğu şımartmamaktır. Bunun da en yakından hısım akrabası ‘çocuğu ağlatarak uyku eğitimi vermek, kendi başına kalmayı öğretmek, sınırları çizmek’tir. Ama işte öyle olmuyor anladığım…
Ben kendim AP (attachment parenting) ile geç tanıştım. Ama tanıştığımda farkettim ki içten içe çok benzer birşeyler yapıyormuşum zaten. Uyku dışında. Ben Ada’yı hiçbir zaman ağlatmadım. Hatta götürdüğüm bir psikologun öngördüğü Ferber tarzı dakika hesabı yaparak ortalama 2 hafta günde 1.5 saatten ağlatma metodunu duyunca kulaklarıma kadar sinirden kızarıp, bu seans için ödediğim yüzlerce liranın bir geri dönüşü olabilmesi adına kendimi alternatif kitaplara gömdüm. Şu gün diyebilirim ki dolaylı yoldan o seansın bana çok büyük faydaları olmuştur. Evet.
Dediğim gibi, uyku konusunda kararsızdım. Emzirmek, kucağımda taşımak, sürekli dokunmak kadar doğal bir şekilde gelmemişti bana yanımda yatırma isteği. Ya da gelmişti de bir çok çevresel nedenden dolayı susturulmuş kalmıştı. ’ Bir kez yatağına alırsan bir daha geri dönüşü olmaz’, ‘çocuk kendi kendine uyumayı öğrenemezse, senden hiç kopamaz, birey olamaz’, ‘kocanla ilişkin bozulur’, ‘çocuğu uykunda ezersin’, ‘çocuğu uykunda ezicem korkusuyla asla dinlenemezsin’. Böyle bir sene geçti. Ada bir yaşına gelene kadar odasında uyudu (ilk beş ay hariç). Ama biz hiç uyumadık. En son halimiz şöyleydi: yatmak için yatağa gir, 20dk sonra uyan, kalk, koridorda sürün, emzir, 45 dk sonra uyumuyor diye babayı çağır, baba sallarken sen kestir, o uyutabilirse 1 saat max beraber kestirin. Sonra sabaha kadar aynı terane devam etsin. Şimdi siz buna çocuk yatağında uyuyor diyebilir misiniz?
Bir çok şey tavsiye edildi. En baskılı gelen ise ‘çocuğu memeden kes, mama yedir uyut, sabaha kadar rahat rahat uyuyun’ idi. Çekici geldi mi? Evet belki 3 dakika filan. Sonra Dr Sears’in kitapları düştü aklıma. En önemlisi de ‘Nighttime Parenting’ (Gece Boyu Ebeveynlik) Kitabın ana teması şu: Anne-babalık 9-5 bir masa başı işi değil. Saatleri yok ve evet, gece de gündüz kadar işiniz olmalı. (Buna iş olarak bakıyorsanız tabi) Çocuğun sağlıklı olarak büyümesi için bu gerekli. Onun fizyolojisi gece boyu uyumaya göre ayarlı değil. Hatta gece boyu uyutulan çocuklar daha fazla SIDS (ani bebek ölümleri) tehlikesi altında. Ağlaya ağlaya ağlamamayı öğrenen bebekler çok küçük yaşta ebeveynleriyle ilişkiyi kesiyor.
Şimdi çekici geliyor mu o gece boyu uyku size?
Bana gelmedi ve içimin sesini duymama yardımcı oldu. 1 yaşını az biraz geçince Ada’yı yanımızı aldık. İkimiz için de tarifsiz bir sene oldu diyebilirim. Tavsiye ettiğim tüm arkadaşlarım diğerlerine tavsiye ediyor. Siz siz olun, bana inanın. Bu iş çığ gibi büyüyor. Yatağında uyuduğunu zannettiğiniz o komşunun oğlu da geceyi muhtemelen anne babasının yanında geçiriyor. Sağlıklı olanı bu. Çocuk bu şeklide kendini ailenin bir parçası olarak hissediyor. Anne-babasıyla ihtiyaçlarına göre ilişki içinde olan çocuk daha çabuk serpiliyor, özgürleşiyor. Kendine güvenli, ihtiyacı olduğunda arkasında anne babasının olduğunu bilen, güçlü bir birey olabiliyor. E hani siz en başta zaten çocuğun birey olabilmesi için vermemiş miydiniz şu uyku eğitimini? Al işte.
Çocuklara ihtiyaçlarından vazgeçmeyi öğretmeyin. Size ‘yemek yemeye ihtiyacınız yok,’ denmesi gibi birşey bu. Çocuklara iç seslerini duymamazlıktan gelmeyi öğretmeyin. İleride yetişkin olduklarında kendi kararlarını sağlam verebilmek için o sesi aradıklarında, bulabilsinler. Onun, ‘o’ olmasına izin verin.
Bakın söylüyorum, ben çebelleştim bu konuyla. Siz cebelleşmeyin!
Evet, sizin çocuğunuz nerede uyuyor?
* Fotoğraf için Mackeson’a teşekkürler.
Kasım 2, 2009, 10:42 pm · Kategori: Continuum, Doğal ebeveynlik (Attachment Parenting), Doğallık
Öncelikle yok bu kelimenin Türkçesi. İngilizcede uyandırdığı ‘içten geleni devam ettirme’ anlamı öyle tek kelimeyle anlatılacak birşey değil.
Temmuz ortası bir tarih. Yoga’dan çıkmış, Aşşk’da laflıyoruz kızlarla. Konu dönüp dolaşıp bu kitaba geldi. ’Çok acayip bişey, anlatamıyorum, okuman lazım,’ dedi Başak. Aklımın bir köşesine yazdım. Sonra birgün eski maillerimi temizlerken bir mail buldum Nur‘dan. Ada’nın çok meme düşkünü olmasından, çok bağımlı olmasından ve mızmızlanmasından bahsetmişim ona. O da bana bu kitabın sitesini yollamış. ’Çocuk merkezli’ bir yetiştirme biçiminin getirdiği dengesizlikleri anlatan. Hadi, gene çıktı karşıma. Direk siteden girdim sipariş verdim.
1 hafta sonra kapımdaydı. Bir çırpıda okumak istedim, okuyamadım. İngilizcesinin çok zor olmasının yanı sıra kavramlar o kadar öğrendiklerimizin dışında ki onları unutmak, birçok noktada başa sarmak gerekiyor.
Jean Liedloff bir antropolog. Araştırmacı, yazar. Güney Amerika ormanlarında geçirdiği 2 yıl boyunca Taş Devri kabileleriyle iç içe yaşıyor. Yequana isimli bir kabilenin içinde geçirdiği uzun yıllar onların hayata bakışları ve çocuklarını yetiştiriş şekilleri çok ilgisini çekiyor ve bu tez için geri dönüyor.
Bu insanlar hayatlarından çok mutlular. Mutluluk onlar için bir amaç değil. Herşeyin içindeki güzelliği görebiliyorlar. Hayatları tam, bir eksiklikleri yok.
Çocuklar hiçbir zaman birbirleriyle kavga etmiyorlar. 2 yaş sendromu geçirmiyorlar. Anne-babalarının sözünden çıkmayı bırakın, onların dediklerini yapmak onlar için bir gurur meselesi. Müthiş bir kabile içinde büyüme durumu var. Destek karşılıksız. Herkes paylaşımcı. Bir nevi ütopya diyebilirsiniz…
Biz Batı toplumları ve ondan etkilenen kültürler olarak bu kabileden en önemli eksiğimiz ‘human continuum’ denen insanlığın süregelmesinde DNA’sında olan beklentilerini karşılamıyor olmamız. Çocuklarımızı ilk günden beri bir disiplin içine sokmaya çalışıyoruz. Halbuki onların tek istedikleri annelerinin kollarında olmak. Yataklar alıyoruz, süslüyoruz. Ama onun tek istediği annesinin kollarında olmak. Pusetler alıyoruz, en pahalısından (evet ben de aldım) gezdirmek için. Ama onun tek istediği annesinin kollarında olmak. Biberona alıştırıyoruz, emziğe alıştırıyoruz. Bebek bezine alıştırıyoruz (Evet bunu detaylı konuşacağız)Ama onun tek istediği annesinin kollarında olmak. Ve sütünü orda emmek, uykuya orda dalmak. Uyandığında ise gene orada güvende olmak.
Tek yapmanız gereken kendi ve bebeğinizin continuum’una saygı duyup onu emekleme yaşı gelene kadar hiç yere koymamacasına koynunuzda taşımak. Bunun insanlığın tüm problemlerine çözüm olabileceğini söyleseler, yapar mıydınız?
Devamı gelecek…
NoT: Kitap için yapılan yorumlardan ilki: ‘ If the world could be saved by a book, this just might be the book’* John Holt. Ne dersiniz?
* ‘Eğer Dünya bir kitapla kurtarılabilseydi, bu kitap o olurdu’ John Holt.