Sade~ce Anne

Gebelik, bilgelik, sadelik, annelik, babalık, insanlık ve doğal bağlılık adına, dünyanın o en güzel, tadı tarifsiz hediyesinin paylaşım yeri, ortamı.

annelik için arşiv

Ödül ile Cezalandırma – Punishment by Reward

Dedim ya şu Continuum Concept‘i okuduğumdan beri kafamda birşeyler yer değiştiriyor ? İşte bu da onlardan en önemlisi.  Bu ebeveynlik yöntemini benimsemiş anne-babaların en çok üzerlerinde durdukları konu, çocukları ödüllendirerek, veya ödüller sunarak nasıl zehirlediğimiz.  Dedim ya, beynim ters dönüyor.  Yıllar boyu biz ödülün iyi birşey olduğunu öğrenmedik mi?

Dinleyin şimdi:  Çocuğunuza dondurma almanın hiçbir sakıncası yok.  Ama yemeğini yedi diye almanın, hatta ‘yemeğini yersen alırım,’ demenin sonuçları uzun vadede çok zararlı.  Çocuğunuza şu mesajı veriyorsunuz: ‘Sen kendi vücudunun ihtiyaçlarını benim kadar iyi bilemezsin.  Ben her zaman senden iyi bilirim.  Ben senin yerine senin için en doğru şeye karar verebilirim.  Sen de beni dinleyip bana uyarsan istediğin birşeyi elde edebilirsin.  İkimiz de mutlu olmuş oluruz.  Ne güzel değil mi? Aferin.’

Şimdi bu çocuk tabi ki iç sesini dinlemeyi zamanla unutuyor.  Uslu çocuklardan, söz dinleyenlerden iyice korkmalı.  Annesi/babası/anneannesi hep onun için en iyisini ondan iyi biliyorlar.  Kendi iç sesi çocuğa zehir gibi geliyor ve toplumsal kabul görmek adına ondan uzaklaşıyor.  Bir ‘aferin’ daha alıyor.

Bir süre sonra yaptığı herşeyi ‘aferin ‘ için, kabul görmek için yapmaya başlıyor.  Aile de artık aynı teraneye ‘aferin’ demeyi bırakıyor.  Çocuk mutsuz, sinir krizleri geçiriyor, o ‘aferin”i alabilmek için önce olmadık şeyler yapıyor, sonra denileni yapıyor ve bir ‘aferin’ daha alıyor.  Bu sigara krizi, madde bağımlılığı gibi birşey.  Hep daha fazlası hep daha fazlası gerekiyor.

Gün geliyor çocuk büyüyor, önce teenager, sonra yetişkin oluyor.  İç sesi onu ara ara yokluyor ama o bir kere o sesin ‘tü kaka’ olduğunu öğrenmiş.  İnsanın öğrendiklerini silmesi unutması ve yeni bir yöntem öğrenmesi çok zor.  Kendi kararlarını veremiyor ama anne-babasının kandırmaları ve istekleri de ona uymayınca çok büyük ikilem yaşıyor.  Hep başkalarından medet umuyor.  Doktoru onu kendi bedeninden daha iyi tanıyor.  Kocası onun için daha iyi kararlar verebiliyor.  İç sesini duymamak adına kendini hep başka şeylerle meşgul ediyor.  Hayattan ne istediğini bir türlü bilemediği için mutsuz yaşıyor ama bu mutsuzluğun sebebini de hiç bilemiyor.  Son derece iyi niyetli anne-babasıyla, kendine göre mutlu bir çocukluk geçirmişti halbuki (bakınca böyle hatırlıyor, çünkü ne istese alınmış, aferinlerle büyümüş bir çocuk o).  Evet anne-babasının dediklerini yapmış da almış ama zaten anne-baba bunun için yok mu?  Doğruyu onlar bilmiyor mu?

Bu kavram benim suratıma bir tokat gibi çarptı.  Nereye nasıl koyacağımı bilemiyorum.  Ada iyi olduğunu düşündüğüm birşey yaptığında ‘aferin’ ağzımdan fırlıyor, kendime kızıyorum.  Bu genelde katakulleyle bir yemeği yediği ve benim ana yüreğimin yağ bağladığı zamanlarda oluyor.  Annesini mutlu ettiği için mutlu oluyor o da.  Ama bu mutluluk maddenin verdiği anlık mutluluk mu?  Kafam biraz karışık açıkçası…

Bildiğim birşey var yalnız.  Çevremdeki 25-45 yaş arası herkes bir arayış içinde, herkes bir mutsuz.  Çoğu mutlu ve düzenli aile çocukları.  Hep iyi okullarda okumuşlar.  Ama biraz derine kazınca çıkıyor itiraflar.  Keşke’ler.

Kendi çocuklarımızın bu yöne gitmelerini engelleyebilir miyiz?  Siz ne düşünüyorsunuz?

*Fotoğraf için awonderfultreat‘e teşekkür ederim.

Çocuğunuz nerede uyuyor? (Gerçekten?)

Continuum Concept, attachment parenting (doğal ebeveynlik) vs anneliğim için esas aldığım birçok ekolün içinde çocuğunuzu koynunuzda yatırmak var.  Ama son zamanlarda konuştuğum çoğu anne babadan şu itirafı alıyorum: ‘Çocuğumuz gecenin çoğunu yanımızda geçiriyor.  Bundan da çok bir şikayetimiz yok…’  Bu bahsettiğim çiftlerin çoğu continuum’u hiç duymamış, attachment parenting’den bi-haber, annelerimizden alışagelmiş yöntemlerle çocuk yetiştiriyorlar.  Sakın yanlış anlamayın, burada anne-babalık seçimine asla bir yorum yapmıyorum, herkes kendine en uygun olan yöntemi seçiyor bence, ama bir şekilde ‘çocuk illa da yatağında uyumalıdır,’ kuralı değişik çevrelerde bile benzer şekillerde rafa kaldırılıyor durumda.  Bunun sebebini merak ediyorum açıkçası…  Halbuki konvansiyonel anneliğin başta gelen kuralı çocuğu şımartmamaktır.  Bunun da en yakından hısım akrabası ‘çocuğu ağlatarak uyku eğitimi vermek, kendi başına kalmayı öğretmek, sınırları çizmek’tir.  Ama işte öyle olmuyor anladığım…

Ben kendim AP (attachment parenting) ile geç tanıştım.  Ama tanıştığımda farkettim ki içten içe çok benzer birşeyler yapıyormuşum zaten.  Uyku dışında.  Ben Ada’yı hiçbir zaman ağlatmadım.  Hatta götürdüğüm bir psikologun öngördüğü Ferber tarzı dakika hesabı yaparak ortalama 2 hafta günde 1.5 saatten ağlatma metodunu duyunca kulaklarıma kadar sinirden kızarıp, bu seans için ödediğim yüzlerce liranın bir geri dönüşü olabilmesi adına kendimi alternatif kitaplara gömdüm.  Şu gün diyebilirim ki dolaylı yoldan o seansın bana çok büyük faydaları olmuştur.  Evet.

Dediğim gibi, uyku konusunda kararsızdım.  Emzirmek, kucağımda taşımak, sürekli dokunmak kadar doğal bir şekilde gelmemişti bana yanımda yatırma isteği.  Ya da gelmişti de bir çok çevresel nedenden dolayı susturulmuş kalmıştı.  ’ Bir kez yatağına alırsan bir daha geri dönüşü olmaz’, ‘çocuk kendi kendine uyumayı öğrenemezse, senden hiç kopamaz, birey olamaz’, ‘kocanla ilişkin bozulur’, ‘çocuğu uykunda ezersin’, ‘çocuğu uykunda ezicem korkusuyla asla dinlenemezsin’.  Böyle bir sene geçti.  Ada bir yaşına gelene kadar odasında uyudu (ilk beş ay hariç).  Ama biz hiç uyumadık.  En son halimiz şöyleydi:  yatmak için yatağa gir, 20dk sonra uyan, kalk, koridorda sürün, emzir, 45 dk sonra uyumuyor diye babayı çağır, baba sallarken sen kestir, o uyutabilirse 1 saat max beraber kestirin.  Sonra sabaha kadar aynı terane devam etsin.  Şimdi siz buna çocuk yatağında uyuyor diyebilir misiniz?

Bir çok şey tavsiye edildi.  En baskılı gelen ise ‘çocuğu memeden kes, mama yedir uyut, sabaha kadar rahat rahat uyuyun’ idi.  Çekici geldi mi?  Evet belki 3 dakika filan.  Sonra Dr Sears’in kitapları düştü aklıma.  En önemlisi de ‘Nighttime Parenting’ (Gece Boyu Ebeveynlik) Kitabın ana teması şu:  Anne-babalık 9-5 bir masa başı işi değil.  Saatleri yok ve evet, gece de gündüz kadar işiniz olmalı.  (Buna iş olarak bakıyorsanız tabi) Çocuğun sağlıklı olarak büyümesi için bu gerekli.  Onun fizyolojisi gece boyu uyumaya göre ayarlı değil.  Hatta gece boyu uyutulan çocuklar daha fazla SIDS (ani bebek ölümleri) tehlikesi altında.  Ağlaya ağlaya ağlamamayı öğrenen bebekler çok küçük yaşta ebeveynleriyle ilişkiyi kesiyor.

Şimdi çekici geliyor mu o gece boyu uyku size?

Bana gelmedi ve içimin sesini duymama yardımcı oldu.  1 yaşını az biraz geçince Ada’yı yanımızı aldık.  İkimiz için de tarifsiz bir sene oldu diyebilirim.  Tavsiye ettiğim tüm arkadaşlarım diğerlerine tavsiye ediyor.  Siz siz olun, bana inanın.  Bu iş çığ gibi büyüyor.  Yatağında uyuduğunu zannettiğiniz o komşunun oğlu da geceyi muhtemelen anne babasının yanında geçiriyor.  Sağlıklı olanı bu.  Çocuk bu şeklide kendini ailenin bir parçası olarak hissediyor.  Anne-babasıyla ihtiyaçlarına göre ilişki içinde olan çocuk daha çabuk serpiliyor, özgürleşiyor.  Kendine güvenli, ihtiyacı olduğunda arkasında anne babasının olduğunu bilen, güçlü bir birey olabiliyor.  E hani siz en başta zaten çocuğun birey olabilmesi için vermemiş miydiniz şu uyku eğitimini?  Al işte.

Çocuklara ihtiyaçlarından vazgeçmeyi öğretmeyin.  Size ‘yemek yemeye ihtiyacınız yok,’ denmesi gibi birşey bu.  Çocuklara iç seslerini duymamazlıktan gelmeyi öğretmeyin.  İleride yetişkin olduklarında kendi kararlarını sağlam verebilmek için o sesi aradıklarında, bulabilsinler.  Onun, ‘o’ olmasına izin verin.

Bakın söylüyorum, ben çebelleştim bu konuyla.  Siz cebelleşmeyin!

Evet, sizin çocuğunuz nerede uyuyor?

* Fotoğraf için Mackeson’a teşekkürler.

İhmalkar Anne

Uzun zaman oldu yazmıyorum.  Yazamıyorum.  Birikti birikti bir türlü satırları bulamıyor kelimeler.  Şaşıyorum.  Bekliyorum.  Geri gelsin diye.

Anlıyorum.  Kararsızlık durgunluğu bu.  Geçmesine izin veriyorum.  Kitaplar düşüyor kucağıma, insanlar giriyor hayatıma ve kararsızlığım yaz sıcaklarıyla beraber uçup gidiyor.  Soğuk, yağmurlu, evde kaloriferlerin yanmaya başladığı bu pazartesi günü girişimi yapabiliyorum.  Koca bir yaz geçirmişiz, ama yağmur damlaları ve bir sıcak kahveymiş beklediğim.

Anneliğimi şekillendiren birçok şeyin yaşandığı güzel bir yaz sona erdi.  Ada bugün 22 aylık.  Her geçen gün sanki bir öncekinden kat kat daha güzel.

Artık birçok şeyden daha eminim.  Kendime daha güvenliyim.  Kızımı dinlemeyi seçtim.  Her duyduğuma paye vermemeyi seçtim.  ’Olmalı’ kavramını tamamen ortadan kaldırmayı seçtim.  Sütten kesmemeyi, yanımda uyutmayı, istediği her an kucağıma almayı ve yemek yemediği zaman asla zorlamamayı seçtim.  Evet 3 gün aç gezdi, ama şimdi masada oturmak onun için bir keyif.  İçgüdülerimin kapısını çaldım.  İçersi cıvıl cıvılmış.  Mutlu oldum.

The Continuum Concept ile devam edeceğim anlatmaya…

eeennnnn-ne!

Bir sürü laf geveliyor ağzında bir süredir.  Babasına ‘di-di!’ diyerek başlayan macera, kediye ‘pa-pa’yla devam etti ve  son bir haftadır bana bakıp minik dişlerini göstererek taa derinden ‘ennnn-ne!’ demesiyle benim için son noktaya ulaştı.

Keyfime değmeyin.  Evin içinde beni arıyor, bulamadığı zaman herkese ‘enn-ne?’ diye soruyor.  Uzaklardan beni çağırıyor.  Aldığım isimlerden en güzeli, kulağıma tınısı ninni gibi gelen büyülü bir ses… Anneliğin en güzel anlarından biri.  Eşi benzeri yok.

Dedim ya.  Değmeyin keyfime.  Şımaracağım bir süre.

« Daha yeni yazılar
Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 216 other followers