Şimdi gelelim şu doğum sonrası ortaya çıkan reflü meselesine. Üstünde az durduğuma bakmayın, esasında bayağı ciddi birşey.
Tıp literatüründe VUR olarak nitelendiriliyor. Kısaca açıklaması, idrar yapma sırasında, ters bir akım oluşması ve mesanedeki idrarın dışarı atımı sırasında bir kısmının da böbreklere geri kaçması. Bunun I ila V arası seviyeleri var. I-III arası çok ciddi değil, böbreklere kadar çıkmıyor ve üreter adı verilen böbrek mesane arası yere geri kaçma yapıyor. IV’den sonrası tehlikeli: eğer bebek bir idrar yolu enfeksiyonu geçirirse, bu enfeksiyonun böbreğe ulaşması ve böbrekde hasar oluşturması ihtimal.
Ada’nın durumunda VUR iki taraflıydı… Bir tarafı III, diğer tarafı ise IV-V olarak tanı konulmuştu.
Geleneksel tıpta VUR’ın iki tedavi şekli var: Ameliyatla düzeltmek, veya VUR geçene kadar (ki çoğu vakada çocuk büyüdükçe kendisi geçiyor) antibiyotik profilaksisi, yani belli bir koruma dozunda günlük verilen antibiyotik. Amaç idrar yollarını steril tutup enfeksiyonu önlemek.
Ada’ya önerilen yaşının (ve bedeninin) küçüklüğünden dolayı antibiyotik tedavisiydi. Bu tedavinin ne denli gereksiz ve esasında zararlı olduğunu anlayana kadar 14 ay boyunca sürekli istemeyerek antibiyotik içti. Ta ki günlerden bir gün annesi ve babası yeter diyene kadar.
Bu tedavi şeklinin en yanlış üç yanı nedir?
- Tamamen korkuya yönelik bir tedavi şekli olması (aman çocuk steril kalsın…) Halbuki biz bu düşünce şeklinden vazgeçmiştik ama dedim ya… Etkileri günümüze kadar sürdü.
- Çocuğun kişiliğine ve bireyselliğine saygısızlık: Vücudunun istemediği birşeyi defalarla ve ısrarla tabiri caizse ağzına tıkmak.
- Antibiyotikler şu şekilde çalışıyor: Vücuttaki tüm bakterileri zamanla yok ederek. İyisiye kötüsüyle, kurunun yanında yaşı da yakarak. İyi florası olmayan bağırsak sistemi her türlü saldırıya açık. Yiyeceklerdeki proteinler mukoza yardımı olmadığı için direk kana karışıyor. Vücut bunlara karşı bir savaş açmaya başlıyor. Alerjiler ve gıda intoleransları da bu şekilde oluşuyor. Enfeksiyonlara karşı bütün guardlar inik. Kaş yapayım derken göz çıkarılıyor.
Bugün düşündükce bunları nasıl yaptığıma inanın anlam veremiyorum. Evet doktorların hepsi bu tedavinin yanlısı. Evet hiçbir garantisi olmamasına ve sağlığına zarar vermesine rağmen ısrarla öneriyorlar. ’Ama kızınızın böbreği’ kartını sürekli oynuyorlar. Ama biz bunları hani aşmıştık? Hani çocuğumuza bağlılık üzerine bir ebeveynlik seçmistik, hani onun vücudunun sinyallerine kulak veriyorduk? Bu ne perhiz ne lahana turşusuydu?
Bu 14 ay içerisinde (biz kış uykusundayken) Ada’nın geçirdiği sıkıntıları yazmadan edemiyorum:
- İnek sütü intoleransı
- kronik dil üzeri beyazlık (bağırsak mantarına bağlı olabilirmiş)
- sık sık ve uzun süren diyare
- ısrarcı rota virus
- katı gıdaları uzun süre reddetme
- iştahsızlık, kilo kaybı
- kilo kaybına bağlı bağışıklık sistemi zayıflaması
- idrar yolları enfeksiyonu…
Liste daha uzayabilir… Ama biz bir ‘dur,’ dedik artık. Bir aydan fazladır Ada’ya antibiyotik vermiyoruz. Bu uzun bir toparlama süreci olacak.
Önce dili düzeldi, sonra bağırsakları, sonra iştahı hafiften iyileşti, daha keyifli bir çocuk oldu. Ha, idrar yolu için de ne mi yapıyoruz? İnanıyoruz. Artık reflüsü olmadığına. Enfeksiyon kapmayacağına. Bir de sık sık tahlille kontrol ettiriyoruz. Kontrolü elden bırakmadan kızımızı dinliyoruz. Ana yolumuza geri çıktık. Mutluyuz.
Not. Yolumuzu bulmamızda emeği geçen Sn. Dr. Hülya Sonügür ve Prof Dr. Ahmet Aydın‘a teşekkürü borç biliyorum. Ahmet bey’in sitesini (www.beslenmebulteni.com) incelemenizi tavsiye ederim. Ben şahsen çok şey öğrendim.
[...] Kadının kredibilitesi bir anda sıfıra indi. Rahat ettik. Olay söylediği gibi olamazdı. Bu çocuk çok fazla antibiyotik içmişti. Bağırsak florası zaten mahvolmuştu. Ağız florasından da daha iyi bir senaryo [...]